Bölüm ' 29 Doğa Bilimleriyle Sosyal Bilimler Yeniden Buluşabilir mi?

Bölüm - 29 Doğa Bilimleriyle Sosyal Bilimlerin Yeniden Buluşması

Parçalanmış Bilgiyle Bütün Bir Yaşamı Anlamak

İnsan aynı anda biyolojik, zihinsel, toplumsal, tarihsel ve ekolojik bir varlıktır. Bedeni milyonlarca yıllık evrimin izlerini taşır, zihinsel yaşamı sinir sisteminin etkinlikleriyle gelişir, dili kuşakların ortak hafızasından gelir, davranışları çocukluk deneyimleri, kültür, ekonomik koşullar, toplumsal cinsiyet ilişkileri ve siyasal kurumlarla biçimlenir. İnsan yaşamının bütünlüğü bu katmanların sürekli ilişkisi içinde oluşur. Genler bedenin gelişiminde rol oynar, beyin öğrenme ve hafıza kapasitesini taşır, toplum bu kapasitenin hangi deneyimlerle karşılaşacağını belirler, ekolojik çevre ise bütün yaşamın maddi zeminini oluşturur. Her bilim alanı bu büyük bütünün gerçek bir yönünü aydınlatır. Yaşamın kendisi ise üniversitelerin bölüm sınırlarını aşan ilişkiler içinde akar.

Modern bilim doğayı ve toplumu daha ayrıntılı incelemek için bilgi alanlarını uzmanlıklara ayırdı. Fizik madde ve enerji ilişkilerini, biyoloji canlılığı, nörobilim sinir sistemini, antropoloji insan topluluklarını, tarih geçmişi, sosyoloji kurumları ve ilişkileri kendi yöntemleriyle derinleştirdi. Bu uzmanlaşma insanlığın bilgi kapasitesini olağanüstü ölçüde büyüttü. Aynı gelişme bilgi alanlarının birbirinden uzaklaşmasına da yol açtı. İnsan bedeni ayrı organlara, toplum ayrı disiplinlere, doğa ayrı ekonomik sektörlere bölünerek düşünülmeye başladı. Bugünün temel bilimsel ihtiyacı uzmanlıkları ortadan kaldırmak yerine bu derin bilgileri yaşamın bütünlüğü içinde yeniden ilişkilendirmektir.

Yaşam Disiplin Sınırlarını Tanımaz

Bir çocuğun gelişimi bu bütünlüğü açık biçimde gösterir. Genetik yapı, gebelik koşulları, beslenme, bakım, sevgi, stres, gelir düzeyi, dil, eğitim, yaşadığı mahalle ve toplumsal ilişkiler aynı yaşamın içinde birbirini etkiler. Çocuğun beynini araştıran nörobilim, beslenmesini inceleyen biyoloji, ailesinin ekonomik koşullarını değerlendiren sosyoloji ve geliştiği kültürü araştıran antropoloji farklı gerçeklikler görür. Çocuğun yaşamı ise bütün bu ilişkilerin kesiştiği tek bir süreçtir.

Ekolojik kriz de aynı bütünlüğü taşır. Atmosferdeki değişim fizik ve kimyanın, canlı türlerinin kaybı biyolojinin, fosil yakıt ekonomisi iktisadın, enerji politikaları siyasetin, bölgesel eşitsizlikler tarihin ve tüketim alışkanlıkları kültürün alanına girer. Bunlardan biri tek başına yaşanan dönüşümün tamamını açıklayamaz. Ekolojik krizi bütünlüklü anlamak, maddenin döngüsünden sermaye birikimine, teknolojiden toplumsal eşitsizliğe kadar geniş bir ilişki ağını birlikte görmeyi gerektirir.

Şiddet de benzer biçimde çok katmanlıdır. Sinir sistemi tehdit karşısında belirli tepkiler üretir. Çocukluk deneyimleri duygusal düzenlemeyi etkiler. Erkeklik kültürü bazı davranışları teşvik edebilir. Savaş, yoksulluk, iktidar ilişkileri ve toplumsal öğrenme şiddetin biçimlerini değiştirebilir. İnsan yaşamının karmaşıklığı, farklı bilgi alanlarının birlikte düşünülmesini zorunlu hale getirir.

Doğa ile Toplumun Yeniden Buluşması

Modern düşünce uzun süre insanı doğanın karşısında konumlandırdı. Doğa ölçülecek, sınıflandırılacak ve kullanılacak nesne, insan ise onu inceleyen özne olarak düşünüldü. Kültür ayrı bir dünya, beden ise biyolojik mekanizma gibi ele alındı. Bu ayrım araştırmayı kolaylaştırdı ve aynı zamanda insanın kendi doğal kökenini gözden uzaklaştırdı.

İnsan bedeni doğanın içinde oluşur. Toplum da su, toprak, iklim, enerji ve diğer canlılarla maddi ilişki içinde varlığını sürdürür. Kültür bu doğal zeminin üzerinde insanın geliştirdiği toplumsal anlam dünyasıdır. Bir nehir aynı anda fiziksel su akışı, canlıların yaşam alanı, ekonomik kaynak, kültürel hafıza ve siyasal mücadele alanı olabilir. Bu niteliklerin her biri gerçektir ve birlikte var olur.

Doğa ile toplumun yeniden buluşması bu nedenle disiplinler arasında teknik iş birliğinden daha geniş bir düşünsel dönüşüm gerektirir. İnsan doğanın içinde yaşayan, doğayı dönüştüren ve kendi yarattığı toplumsal kurumlarla yeniden biçimlenen bir varlık olarak ele alındığında ekonomi, siyaset ve ekoloji de yeni bağlar içinde görünür hale gelir.

Parçadan İlişkiye

Bilimsel düşüncede parçaları ayırmak güçlü bir yöntemdir. Hücreyi, geni, nöronu, kurumu veya ekonomik ilişkiyi ayrı ayrı incelemek büyük bilgi üretir. Bu parçaların birbirleriyle kurduğu ilişkiler ise bütünde yeni nitelikler oluşturur.

Bir nöron düşünce taşımaz. Milyarlarca nöronun örgütlü etkinliği, beden, deneyim ve çevreyle birlikte zihinsel yaşamı mümkün hale getirir. Tek bir birey dili yaratmaz. Dil kuşaklar boyunca kurulan toplumsal ilişkilerin içinde gelişir. Tek bir ekonomik işlem piyasa sistemi oluşturmaz. Kurumlar, hukuk, mülkiyet ve toplumsal kabuller birlikte ekonomik düzeni kurar.

İlişkisel düşünce bir olguyu yalnızca hangi parçalardan oluştuğuyla değil, bu parçaların nasıl bağlandığıyla birlikte inceler. Böylece insan gen, beyin, sınıf, kültür veya kimlik kategorilerinden birine sıkıştırılmadan çok katmanlı bir oluş süreci içinde anlaşılabilir.

Evrimsel Biyoloji ve İnsan İmkanları

Evrimsel biyoloji insanın canlılar dünyasındaki uzun geçmişini görünür hale getirir. Korku, bağlanma, bakım, rekabet, iş birliği, öğrenme ve grup oluşturma kapasitesi milyonlarca yıllık evrimsel tarihin üzerinde gelişmiştir. İnsan zihni boş bir yüzey olarak doğmaz. Belirli öğrenme eğilimleri, duygusal sistemler ve bedensel ihtiyaçlarla dünyaya gelir.

Bu biyolojik miras geniş bir davranış imkanları alanı yaratır. İnsan dayanışma kurabilir, rekabete girebilir, bakım verebilir, saldırganlaşabilir, paylaşabilir ve biriktirebilir. Toplumsal kurumlar bu imkanların hangilerinin daha fazla gelişeceğini etkiler. Sürekli rekabeti ödüllendiren bir düzen belirli davranışları büyütür. Dayanışmayı, ortak sorumluluğu ve bakım ilişkilerini destekleyen kurumlar başka davranış örüntülerine alan açar.

Evrimsel yaklaşım insanın değişme kapasitesini de gösterir. İnsan davranışı biyolojik geçmişin üzerinde yükselir ve kültür, eğitim, kurumlar ve tarih içinde yeni biçimler kazanır. Demokratik toplum açısından önemli olan da bu esnekliktir. Özgürlük, dayanışma ve ortak sorumluluk insanın gerçek davranış imkanları içinde geliştirilebilir.

Nörobilim ve Toplumsal Deneyim

Nörobilim hafıza, korku, haz, dikkat, öğrenme ve karar süreçlerinin bedensel temellerini ayrıntılı biçimde araştırıyor. Bu çalışmalar zihinsel yaşamın beyin ve bedenle güçlü bağını görünür hale getiriyor. Aynı zamanda beynin deneyime açık yapısını da ortaya koyuyor.

Dil, eğitim, bakım, şiddet, stres, sevgi, dışlanma ve güven insanların sinir sistemiyle sürekli ilişki içindedir. Beyin toplumsal deneyimi işlerken deneyim de beynin gelişimini etkiler. Çocuklukta güvenli bakım, sürekli korku altında yaşamak, yoksulluk, eğitim imkanları ve sosyal ilişkiler zihinsel gelişimin farklı yönleriyle bağlantı kurar.

İnsan zihnini anlamak bu nedenle beynin içindeki etkinlikle toplumsal deneyimin ortak incelenmesini gerektirir. Nörobilim bedenin öğrenme kapasitesini aydınlatırken sosyal bilimler bu öğrenmenin hangi tarihsel ve kültürel dünyada gerçekleştiğini gösterir.

Bu buluşma insanın değişebilirliğini daha güçlü biçimde kavramamıza yardım eder. Toplumsal koşullar insanın zihinsel dünyasında iz bırakır. Değişen toplumsal ilişkiler de yeni öğrenme ve davranış imkanları yaratabilir.

Ekoloji Toplumsal Düşüncenin Zemini

Ekoloji yaşamın karşılıklı bağımlılıklar içinde var olduğunu gösterir. Su, hava, toprak, iklim, bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar insan yaşamının dış çevresini oluşturmaz. Toplumun maddi varoluş koşullarını oluşturur.

Ekonominin kullandığı bütün maddeler doğadan gelir. Tarım toprağa ve suya, sanayi enerjiye ve madenlere, kentler geniş ekolojik altyapılara bağlıdır. Ekonomik faaliyet bu ilişkilerin dışında gerçekleşmez.

Bu gerçek ilerleme kavramını da yeniden düşünmeye çağırır. Üretim artışı yaşam kalitesinin tek ölçüsü olarak ele alındığında toprağın yorgunluğu, suyun kirlenmesi, canlı çeşitliliğinin azalması ve bakım emeğinin yükü arka planda kalabilir. Ekolojik düşünce refahı yaşamın devamlılığıyla birlikte değerlendirir.

Demokratik toplumun ekolojik boyutu bu nedenle ayrı bir çevre başlığı olmaktan daha geniştir. Üretimin amacı, enerji kullanımı, kentleşme, tarım, tüketim ve teknoloji ortak yaşamın ekolojik sınırlarıyla birlikte düşünülür. Ekolojik bilgi ile demokratik karar birleştiğinde toplum bugünün ihtiyaçlarını gelecek kuşakların ve diğer canlıların yaşam koşullarıyla ilişkilendirebilir.

Antropoloji ve İnsanlığın Çoğul Tarihi

Antropoloji insan topluluklarının aile, mülkiyet, paylaşım, otorite, inanç ve toplumsal cinsiyet ilişkilerini çok farklı biçimlerde örgütlediğini gösterir. Bu çeşitlilik insanlığın tek bir tarihsel kalıba sığmadığını açık biçimde ortaya koyar.

Modern devlet, ücretli emek, özel mülkiyet ve çekirdek aile bugün çok güçlü kurumlar olabilir. İnsanlık tarihinin bütünü ise çok daha geniş toplumsal deneyimler taşır. Avcı toplayıcı topluluklar, köyler, ortak kullanım biçimleri, farklı akrabalık sistemleri ve değişik karar gelenekleri insan toplumunun örgütlenme kapasitesinin genişliğini gösterir.

Bu tarihsel çeşitlilik geçmişi kusursuz bir dönem olarak sunmaktan daha değerlidir. İnsanların farklı kurumlar kurabildiğini ve bugün doğal görünen birçok ilişkinin belirli tarihsel süreçler içinde oluştuğunu gösterir.

Demokratik toplum açısından antropolojinin katkısı toplumsal hayal gücünü genişletmesidir. İnsanlık tek bir kurum biçimine mahkum değildir. Farklı tarihsel deneyimler yeni toplumsal kuruluşları düşünmek için zengin bir hafıza sunar.

Feminist Düşüncenin Açtığı Alan

Bilginin hangi sorular üzerinden üretildiği toplumsal ilişkilerden etkilenir. Uzun süre insan bedeni denildiğinde erkek bedeni, emek denildiğinde ücretli çalışma, tarih denildiğinde savaşlar ve devletler daha görünür hale geldi. Bakım, doğum, gündelik yaşam, ev içi emek ve kadınların toplumsal deneyimleri daha dar bir alana sıkıştırıldı.

Feminist düşünce bu görünmezliği kırarak bilginin kapsamını genişletti. Kadınları mevcut araştırmalara eklemekle sınırlı kalmadı. İnsan, emek, beden, ekonomi, tarih ve iktidar kavramlarının nasıl kurulduğunu yeniden değerlendirdi.

Bakım emeğinin görünür hale gelmesi ekonomi anlayışını değiştirir. Kadın bedenine ilişkin araştırmalar sağlık bilgisini geliştirir. Gündelik yaşamın incelenmesi iktidarın yalnızca devlet kurumlarında değil, ailede, iş bölümünde ve kültürel normlarda da işlediğini gösterir.

Doğa bilimleriyle sosyal bilimlerin buluşması kadın deneyiminin bu kurucu katkısını içerdiğinde daha kapsamlı hale gelir. Bedenin biyolojik gerçekliği ile kültürel anlam, bakımın maddi ihtiyacı ile toplumsal dağılımı, doğumun biyolojik süreci ile kadın üzerindeki siyasal denetim aynı yaşam içinde birlikte incelenebilir.

Biyoloji ile Tarihin Birlikte Okunması

İnsan belirli bedensel ihtiyaçlarla dünyaya gelir. Açlık, uyku, bakım ihtiyacı, hastalık, yaşlanma ve ölüm yaşamın maddi gerçekleridir. Bu gerçeklerin toplumsal karşılığı ise tarih içinde farklı biçimler kazanır.

Açlık biyolojik ihtiyaçtır. Besine erişimin dağılımı ekonomik ve siyasidir. Hastalık bedensel süreçtir. Sağlık hizmetine erişim sınıfsal ve kurumsal koşullarla ilişkilidir. Çocuk bakım ihtiyacıyla doğar. Bu bakımın kadınların üzerine ne ölçüde bırakıldığı toplumsal cinsiyet düzeniyle şekillenir.

Biyolojik ve tarihsel bilgiyi birlikte düşünmek insanın hem sınırlarını hem dönüşme kapasitesini daha iyi görmemizi sağlar. İnsan bedeni maddi koşullara sahiptir. Toplumsal kurumlar bu koşulların nasıl yaşanacağını biçimlendirir.

Bu yaklaşım özgürlüğü daha gerçekçi bir zemine taşır. İnsan kendi biyolojik varlığından kopmadan, toplumsal ilişkilerini değiştirerek yaşam koşullarını dönüştürebilir.

Bilim ve Toplum Arasında Yeni Bir İlişki

Bilimsel yöntemin temel gücü iddiaları kanıt, ölçüm, karşılaştırma ve eleştiri yoluyla sınayabilmesidir. Aynı zamanda bilimsel araştırmalar belirli kurumlar içinde yürütülür. Hangi konuların finanse edildiği, hangi teknolojilerin geliştirildiği ve bilimsel bilginin nasıl kullanıldığı toplumsal tercihlerle ilişkilidir.

İlaç araştırmaları sağlık sistemiyle, enerji teknolojileri ekonomik politikalarla, tarımsal araştırmalar gıda sistemiyle, yapay zeka çalışmaları şirket ve devlet yapılarıyla bağlantı kurar. Bu nedenle bilimin yöntemi ile bilimin toplumsal örgütlenmesi birlikte düşünülmelidir.

Demokratik toplum bilimsel bilgiyi kamusal yaşamın güçlü kaynaklarından biri haline getirir. Bilginin anlaşılır biçimde paylaşılması, araştırmaların toplumsal ihtiyaçlarla buluşması ve teknolojik kararların kamusal denetime açılması bu ilişkinin parçalarıdır.

Bilimsel gerçekliğin değeri kanıttan gelir. Demokratik karar ise bu bilginin toplumsal yaşam içinde nasıl kullanılacağını belirler. Böylece uzmanlık ile toplumun karar hakkı birbirini tamamlayan iki güç haline gelir.

Toplumsal Deneyim de Bilgi Üretir

İnsanlar yalnızca üniversitelerde bilgi üretmez. Çiftçinin toprağa, balıkçının denize, işçinin üretim sürecine, kadının bakım ilişkilerine ve yerel topluluğun yaşadığı çevreye ilişkin uzun deneyimleri vardır. Bu deneyimler belirli sorunları erken görme ve doğru sorular geliştirme açısından büyük değer taşır.

Bilimsel yöntem bu deneyimleri ölçüm, karşılaştırma ve eleştiri yoluyla genişletebilir. Toplumsal deneyim de bilimsel araştırmaya yeni sorular kazandırabilir.

Yerel halkın suyun değişimini fark etmesi ekolojik araştırmaya başlangıç sağlayabilir. İşçilerin belirli hastalıkların üretim süreciyle ilişkisini görmesi iş sağlığı çalışmalarını yönlendirebilir. Kadınların sağlık hizmetlerinde yaşadığı sorunlar yeni araştırma alanları açabilir.

Bilginin demokratikleşmesi farklı bilgi kaynaklarının eleştirel ilişki içinde buluşmasıdır. Böylece toplum yalnızca uzman bilgisinin tüketicisi olmaktan çıkar ve araştırmanın sorularına da katılır.

Demokratik Toplum Aynı Zamanda Bir Bilgi Düzenidir

Öcalan'ın demokratik toplum yaklaşımı siyasal kararın topluma yayılmasını savunurken bilgi üretiminin toplumsal karakterine de güçlü bir alan açar. Çünkü insanların kendi yaşamları hakkında karar verebilmesi, yaşadıkları gerçeklik hakkında bilgiye erişmelerini ve kendi deneyimlerini yorumlayabilmelerini gerektirir.

Merkezi devlet yalnızca yönetim gücünü değil, bilgi üretme ve sınıflandırma kapasitesini de merkezileştirebilir. Resmi tarih geçmişi, bürokrasi nüfusu, ekonomi değerli faaliyeti, eğitim geçerli bilgiyi tanımlar. Demokratik toplum ise insanların kendi tarihlerini, ihtiyaçlarını ve yaşam alanlarını araştırma kapasitesini geliştirir.

Ahlaki ve politik toplum bu anlamda düşünen toplumdur. Kendi sorunlarını tanımlar, farklı bilgi kaynaklarını karşılaştırır, karar verir ve aldığı kararların etkilerini yeniden değerlendirir.

Bilginin toplumsallaşması uzmanlığın değerini azaltmaz. Uzmanlığı ortak yaşamın hizmetine taşır.

Disiplinler Arasından İlişkisel Bilime

Farklı uzmanlık alanlarının aynı projede bir araya gelmesi önemli bir başlangıçtır. İlişkisel bilim bunun bir adım ötesine geçer. Bir olgunun baştan itibaren farklı ilişkilerin kesişiminde kurulduğunu kabul eder.

İnsan sağlığı buna iyi bir örnektir. Bedenin biyolojik işleyişi, beslenme, barınma, iş koşulları, hava kirliliği, stres, bakım, gelir ve sağlık hizmetleri aynı anda etkili olabilir. Bu alanlardan birini dışarıda bırakan açıklama yaşamın önemli bir bölümünü kaybeder.

Ekolojik kriz de atmosfer, enerji sistemi, sınıf ilişkileri, tüketim kültürü, sömürgecilik tarihi ve teknolojik tercihlerin birbirine bağlandığı süreçtir.

İlişkisel bilim bütün disiplinleri tek yöntem içinde eritmez. Fizik kendi ölçüm araçlarını, biyoloji kendi deneylerini, tarih kendi belgelerini, antropoloji kendi saha yöntemlerini korur. Güçlü bütünlük yöntemlerin aynılaşmasıyla değil, bulguların birbirleriyle anlamlı ilişki kurmasıyla oluşur.

Yeni Bir Toplum Biliminin Ufku

Yeni toplum bilimi insanı değişmez öz üzerinden değil, oluş ve ilişki içinde ele alır. Biyolojik mirası hesaba katar, öğrenme ve kültürün dönüştürücü gücünü görür, ekolojik sınırları toplumsal yaşamın parçası sayar, tarihsel çeşitliliği dikkate alır ve kadınların deneyimini bütün kavramların yeniden düşünülmesinde kurucu kabul eder.

Bu yaklaşım aynı zamanda araştırma önceliklerini değiştirir. Sağlık, bakım, barınma, gıda, ekolojik yıkım, çalışma koşulları ve toplumsal eşitsizlik bilimsel çalışmanın merkezine daha güçlü biçimde yerleşir. Üniversiteler ve araştırma kurumları toplumun somut sorunlarıyla daha yakın ilişki kurar.

Bilim bu biçimde toplumsal yaşamın dışında duran ayrı bir otorite olmaktan çıkarak ortak düşünme kapasitesinin güçlü parçasına dönüşür.

Öcalan'ın Açtığı Alanda İlişkisel Bilgi

Öcalan'ın demokratik modernite yaklaşımı toplumu ekonomi, devlet, kadın, ekoloji ve kültür gibi birbirinden yalıtılmış alanların toplamı olarak ele almak yerine aralarındaki ilişkiler üzerinden düşünmeye imkan verir. Demokratik ulus kültürel çoğullukla siyasal katılımı, ekolojik toplum üretimle doğanın sınırlarını, kadın özgürlüğü toplumsal yapının bütün alanlarını birbirine bağlar.

Bu yaklaşım doğa bilimleri, antropoloji, tarih, nörobilim ve feminist düşünceyle karşılaştığında daha geniş araştırma soruları doğurabilir. İnsan toplumsallığının evrimsel temelleri, bakımın biyolojik ve tarihsel boyutları, korku ve aidiyetin siyasal kullanımı, ekolojik sınırlarla yerel karar arasındaki ilişki ve bilgi üretiminin demokratikleşmesi birlikte araştırılabilir.

Paradigmanın canlılığı da bu karşılaşmalar içinde gelişir. Yeni bilimsel bilgiler kavramların kapsamını zenginleştirir, tarihsel deneyimler yeni sorular üretir ve toplumsal uygulamalar düşüncenin güçlü ve zayıf yönlerini görünür hale getirir.

Böylece paradigma tekrar edilen hazır cümlelerin toplamı yerine sürekli araştırılan ve geliştirilen düşünsel alana dönüşür.

Bilginin Özgürleşmesi

Doğa bilimleriyle sosyal bilimlerin yeniden buluşması yaşamın bütünlüğünü yeniden düşünme ihtiyacından doğuyor. Evrimsel biyoloji insanın doğal tarihini, nörobilim zihinsel yaşamın bedensel zeminini, ekoloji karşılıklı bağımlılığı, antropoloji toplumsal çeşitliliği, tarih kurumların değişimini, feminist düşünce ise bilginin görünmeyen alanlarını açığa çıkarıyor.

Bu bilgi alanları birbirleriyle ilişki kurduğunda insan daha bütünlüklü görünür. Beden ile kültür, birey ile toplum, doğa ile ekonomi, emek ile bakım, bilim ile etik aynı yaşamın farklı yönleri olarak yeniden buluşur.

Demokratik toplum da bu bütünlük içinde yalnızca siyasal kurumların düzenlenmesi anlamına gelmez. İnsanların kendi yaşamları hakkında bilgiye ulaşması, kendi deneyimlerini anlamlandırması ve ortak karar süreçlerine bilgiyle katılması demokratik yaşamın temelidir.

Bilginin merkezlerde biriken ayrıcalıklı güç olmaktan çıkıp toplumun ortak düşünme kapasitesine dönüşmesi, demokratikleşmenin en derin alanlarından biridir.

Parçalanmış bilgi dünyayı küçük parçalarda çok derin görebilir. İlişkisel bilgi ise bu derinlikleri yeniden birbirine bağlar.

Doğa bilimleriyle sosyal bilimlerin yeni buluşması, bütün bilimleri tek bir dile çevirmekten çok yaşamın parçalanmış görüntüsünü yeniden ilişkilendirmektir.

İnsan doğanın içinde, toplum ilişkilerin içinde, bilgi ise yaşamın içinde anlam kazanır.

Demokratik toplumun bilgi anlayışı da buradan güç alır.

Bilgi özgürleştikçe toplum düşünür. Toplum düşündükçe kendi yaşamını kurma gücü büyür.


 

Yorumlar

Popüler Yayınlar